|
|||
|
|
15 Ekim 2007 Hürriyet
İki ayı aşkın süredir Paşakapısı Kadın Tutukevi'nde
bulunan manken Tuğba Özay'la ilk görüşen, usta gazeteci Uğur Dündar
oldu. Özay, kimi zaman hıçkırıklara, kimi zaman kahkahalara boğulduğu
görüşme sırasında, yüreğini, beynini Dündar'a açtı, yaşadıklarını
anlattı...
MANKEN Tuğba Özay, 'Çıkar amaçlı suç örgütüyle bağlantılı olduğu'
iddiasıyla yaklaşık iki aydır Paşakapısı Kadın Tutukevi'nde tutuklu.
Tarihi tutukevinin 'Yabancılar Koğuşu'nda kalan Tuğba Özay, Adalet
Bakanlığı Ceza ve Tutukevleri Genel Müdürlüğü'nden alınan izinle,
fırtınalarla dopdolu duygu dünyasını ARENA'ya açtı.
İşte Özay'ın Uğur Dündar'ın sorularını cevaplarken kendi
yaşamının eleştirisini de yaptığı "Bir Tutuklunun Günlüğü"nden çarpıcı
bölümler:
İLK GÜN AĞIR ETKİLENDİM!
Uğur Dündar - Türkiye'nin en popüler, en çok para nan modeliydiniz.
Ama günün birinde kendinizi Paşakapısı Tutukevinde buldunuz! Ne diyeceksiniz?
Tuğba Özay - Burada olmak demek mutlaka suçlu olmak demek değil. Aslında
kim suçlu? Bunu da çok düşünüyorum. Her şeyi soruyorum, sorguluyorum,
okuyorum, yazıyorum, insanlarla dertleşiyorum. Her şey var hayatın içinde!
Çıkışlar olduğu gibi, inişler de var! Ama tekrar çıkışlar da var! İlk
girdiğimde çok ağır etkilendim.
Daha sonra, sağolsunlar gerek burada bulunan Türk ve
yabancı tutuklular, gerekse başta 'Baba' diye hitap ettiğim Cezaevi
Müdürümüz Güngör Bey ve tüm tutukevi personeli, hepsi bana çok ama çok
destek oldular. İlk gördüğüm şey... Tabii kapıda askerler duruyor, işte
o an bir şaşkınlık ve büyük bir şok yaşadım. İçeri girerken; 'Anne baba
sizi çok seviyorum' diyebildim! Burada duygular çok inişli çıkışlı.
Bir gün diyorsunuz ki 'Ben güçlüyüm, bu günler de geçecek!..', hayata
sımsıkı sarılıyorsunuz ama bir başka gün uyandığınız zaman da, 'Acaba
hep burada mı olacağım' diye düşünüyorsunuz!
AKLIM ALABİLDİĞİNE ÖZGÜR
U.D.- Tutukevi neler öğretti size?
T.Ö.- Fiziksel anlamda tutukluyum, ama düşünsel anlamda hiç olmadığım
kadar özgürüm! Düşünmeye çok vakit kalıyor. Her şeyi sorguluyorum, her
gün bütün gazeteleri okuyorum. Yüzlerce mektup alıyorum ve beni yalnız
bırakmayan herkese de çok teşekkür etmek istiyorum sizin aracılığınızla.
Çünkü mektuplarla duygusallaşıyorsunuz, hüngür hüngür ağlıyorsunuz.
Yeri geliyor mutlu oluyorsunuz, duygular karmakarışık oluyor.
YÜREĞİME SÖZ GEÇİREMEDİM
U.D.- Peki içtenlikle bir yaşam özeleştirisi yaptınız mı? 'Acaba beni
tutukevine üren yanlışları niçin yaptım?' diye kendinizi sorguladınız
mı?
T.Ö.- Tabii sorguladım! Ben yüreğine söz geçirdiği yerde, beynine hükmedemeyen,
beynine hükmettiği yerde yüreğini dizginleyemeyen bir insanım. Beni
gerçekten rencide edebilecek herhangi bir yola sapmadım! Ama duygusal
anlamda iniş-çıkışlarım oldu.
U.D.- Yani özel ilişkileriniz anlamında?
T.Ö.- Evet, özel hayatımla ilgili; ama burada şunu söyleyebilirim, hiçbir
zaman toplumun gözü önünde adı bir onunla bir bununla anılan veya öyle
bilinen bir insan olmadım. Yargı önüne çıktığım zaman, şu an yaşadığım
olayın da tamamen böyle bir konudan geliştiği ortaya çıkacaktır diye
umuyorum.
15 ADIMLIK HAYATIM
U.D.- Kaç metrelik, ya da kaç adımlık bir avluda yürüyebiliyorsunuz?
T.Ö.- Ben '50 Adımlık Avluda' diye bir şiir yazmıştım. Sonra 'Acaba
adım sayısında yanılıyor olabilir miyim?' diye düşündüm. ' Kalktım saydım:
Tam 15 adımlıkmış!..
U.D.- 15 adım!
T.Ö.- Evet, 15 adımlık bir avludayım... Ki bunu yaşayan sadece ben değilim!
Binlerce insan varsa burada, dünyanın birçok yerinde, ben de onlardan
biriyim! O kadar enteresan ki, ağlamak isteseniz bile ağlayamazsınız!
Ya da ben öyle hissediyorum; öyle olmalıyım diye düşünüyorum!
TUTUKEVİ OKUL GİBİ
U.D.- Yani ağlamamaya mı koşullandırıyorsunuz kendinizi?
T.Ö.- Gözyaşlarım hep yüreğime akıyor! Çünkü gerçekten çok zor durumda
olan insanlar var! Ve hayat öyle bir noktaya getirmiş ki o insanları...
Bunu tarif etmek çok zor Uğur bey; yaşamak lazım! Bu anlamda burayı
kendime bir okul gibi görüyorum. Buradaki insanların özgür hayatlarına
kavuştukları zaman topluma ndırılması gerektiğine inanıyorum. Bunun
için ekonomi gerekiyor, bunun için insanlara iş imkanı gerekiyor...
U.D.- Siz tutuklandıktan sonra çeşitli şeyler yazıldı. En yaralayıcısı
hangisiydi?
T.Ö.-Bunları duyduktan sonra neredeyse ben bile suçlu olduğuma inanacaktım,
çünkü çok yargısız infaz yapıldı. Bir de zaten camia olarak maalesef
birbirimizin mutsuzluklarından mutluluk çıkarmasını çok iyi beceriyoruz!
Ama örneğin bir haber çıktı, şok geçirdim! Yok, efendim ben bilmem kaç
trilyon almışım, zeytinyağı fabrikası açmışım falan! Hatta öylesine
magazinel boyuta taşıdılar ki, Hülya Avşar buraya kadınlara özel günlerinde
kullandıkları bir şey gönderiyormuş! Bu da yalandı! Sağ olsun müdürümüz
Güngör Bey izin vermişti voleybol oynamama, fakat herhalde verdiğine
pişman oldu. Çünkü ilk kez başka bir avluya çıkabildiğim o gün, ayağım
kırıldı! Bunda bile şaibe arandı! Bir de tabi o çok başka bir psikoloji.
Mesleğimde 14. yılıma giriyordum bu sene. 14 yıldır sonuçta insanların
karşısında bambaşka bir Tuğba Özay olarak çıkmışım. 7'den 70'e bir çok
insanın sevgisini nmışım... Ve hastaneye öyle kelepçeyle girmek...
YÜZÜM GÜLÜYOR AMA...
U.D.- Üzücü bir durum!
T.Ö.- Üzücü... Bakmayın yine hálá gülebiliyorum ama sadece yüzüm gülüyor!
Tabii şurası (kalbini gösteriyor) başka! Çok başka! Ben yine de belki
tutukevlerindeki insanların sesi olabilirim diye düşünüyorum!
Uğur Bey benim çelişkim doğarken başlamış
U.D.- Günlük tutuyor musunuz?
T.Ö.- Her gün, günde 10-15 sayfa yazıyorum. Koğuştaki lar, 'Ne buluyorsun
bu kadar yazacak!' diyorlar. Hatta bazen kelime haznemin yetmediğini
düşünüyorum. Bazı duyguları anlatabilmem çok zor; duygular içeride saklı;
fırtınalar kopuyor. Uğur Bey biliyor musunuz, benim hayat çelişkim doğarken
başlamış, çünkü hemşire bebe karıştırmış!
U.D.- Zor olmuş mu bebe ayırmak?
T.Ö.- Hemşire bir bebek getirmiş, o sırada babamın yanında bir ı varmış.
Annem de odasındaymış. Babam hissetmiş uzaktan. Yani kan çekmemiş. 'Hayır'
demiş! 'Bu benim kızım değil!' Babamın yanındaki ı da 'Olur mu ya, bak
ne güzel, sevimli bebek!' demiş, sevmiş okşamış. Ama babam, 'Hayır bu
kızım değil!' diye ısrar etmiş. Hemşire; 'Olur mu öyle şey, sizin kızınız'
derken, bir bakıyorlar ki künyeye, hakikaten ben değilim!. Benim adım
'Nihal Tuğba Özay', künyede başka bir isim yazıyor! Yani bütün karışıklık
orada başlamış aslında...
Bu röportajın tamamı bu akşam CNNTürk ve Kanal D'de
Tuğba Özay en çok neyi özledi? Özgürlüğüne kavuştuğunda neler yapmayı
planlıyor? Modelliğe kaldığı yerden devam mı edecek, yoksa bırakacak
mı? Hedefinde ne var? İlk kez okuduğu şiirlerini kimler için yazdı?
Günlüğünde kimlerin resimlerini çizdi? Çok özel açıklamalar ve özeleştirilerle
dopdolu röportajın tamamı bu akşam ARENA'da. Usta gazeteci Uğur Dündar
yönetimindeki ARENA saat 22.00'de CNN TÜRK, aynı gece Kanal D'de ekrana
geliyor... ARENA'yı sakın kaçırmayın!