|
|
|
|
Düşünebiliyor musunuz, pilot öylesine "Helikopteri kullanmak ister misiniz?" diye soruyor, "Evet" deyip havada onunla yer değiştirip kullanıyor. O mert. Sözünün eri bir dişi cazibe. Bir yanı bela bir kadın. Babasına hayran ve çok çalışkan: Hapis yattığı 167 gün içinde, ranzada sırtüstü yatıp cezasının bitmesini beklemek yerine oturup kitap yazacak kadar çalışkan. bir solcu. Tuğba Özayin kitabı Doğan Kitap etiketiyle piyasada...
Not: Yazının devamı Tuba Özay hayranlarını bilgilendirmek ve kitabı tanıtmak maksadıyla Tuğba Ozay ile yapılan ve yayıncı firmayla aynı yayın grubuna bağlı gazetelerde yayınlanan Tuğba Özay röportajından alıntı yapılarak aktarılacaktır. Grafik Saati
Tuğba Özay'la yapılan ve gazetelerde yayınlanan röportaj
KİMSE BENİM BAŞIMA GELMEZ DEMESİN
Aslında hepimiz incecik bir ip üzerindeyiz. Kime ne zaman, ne olacağı
hiç belli değil. Ben orada polis lar da edindim, bankacı, öğretmen,
eczacı, doktor da... Her tür insan vardı. Kimse "Benim başıma gelmez"
demesin. Hepimiz insanız, hatalar, zaaflar insana özgü...
BEBEK CİNAYETİ
Orada gazetelere yansıyan üçüncü sayfa haberlerinin içyüzünü öğrendim.
Ben içeri girerken Bebek Cinayeti diye bir haber çıktı. Mahkûmlar acayip
öfkelendi. Gerçekten de zanlılar geldiği gün fena halde dövdüler. Sonra
ortalık sakinleşince içyüzünü öğrendik: Hamile kalıyor, 4. ayında fark
ediyor, doktor "Alırım" diyor ama çok para istiyor, bunun parası yok,
yaşı küçük, aile korkusu var, çıtı pıtı bir şey, belli de olmuyor, evin
kömürlüğünde doğuruyor, iki ı da yardım ediyor. Ertesi gün Çocuk Esirgeme'ye
verecekler ama bebek yeri göğü inletiyor. Bunlar ne yapacağını şaşırıyor.
Korkudan, sussun, sesi kesilsin diye poşete koyup bağlıyorlar. Ve çocuk
ölüyor.
Magazin tarihine mafya ile aşk yaşayan kadın olarak geçtiniz...
- Evet öyle oldu. Ben ne ilkim ne de sonuncusu olacağım. Ama hiç değilse
benimle gönül eğlendirmiyorlar, bana aşık oluyorlar. Zaten Akın da mafya
değil. Sadece gücü seviyor. Belki daha önceki beraberliğimden dolayı
böyle anılıyorumdur...
Doğru Kürşat Yılmaz ile de 2 yıl birlikte oldunuz. Mafya ile aşk yaşamanın
nesi farklı? Bu adamlar daha mı iyi nedir?
- Hiçbir şeyleri farklı değil. Sadece güç onlar için fevkalade önemli.
Erkek erkeğe iken bile. Güçlerini göstermeye bayılıyorlar. Bütün erkekler
öyle gerçi. Ama onlar güce daha fazla inanıyorlar.
Eeee kadınlar da gücü sever...
- Doğru sever. Ben mesela bir erkeğin pasif olmasına tahammül edemem.
Benim erkek idolüm babam. Korkusuz, cesurdur, kimseye boyun eğmez. Bir
yere mi girdi? Tanımasalar bile mutlaka dönüp bakarlar. Sebebi yok.
Baktırır. Duruşu, oturuşu faklıdır. Bunlar tamamen insanın içinden gelen
şeyler. Adamın naturası böyle. Kimseye boyun eğmeyen bir kadın olarak
tabii ki ben de kimseye eyvallahı olmayan adamları seveceğim.
Hayatınızın en büyük aşkı mıydı Akın?
- Yok canım. 5 ay sürdü. Ama sevdim. Kürşat'tan ayrılalı epey olmuştu,
o ilişkide de çok yara almıştım. Duygusal bir boşluk yaşıyordum. Bir
akşam bana dedi ki, "Senin haberin yok ama ben sana aşığım. Annemle
babamın elini öptürmek, seninle evlenmek istiyorum." E benim de hoşuma
gitti tabii. Önceleri her şey iyiydi. Sonra adamda saplantı oldum. Psikolojisi
değişti. Her şeye karışmaya başladı. ımdan tut sevdiğim erkek köpeğe
kadar. Tuvalette neden 3 değil de, 5 dakika kalmışım, 3 dakika yetermiş.
Telefonumu kurcalamalar filan. O derece. Belki de bu olay böyle yaşanmasa,
başıma çok daha kötü bir şey gelecekti...
Kitabınızda kadınların arızalı adamlarla birlikte olmaktan hoşlandığını
söylüyorsunuz. Sizin ruhunuzda da arızalı bir yan mı var yoksa?
- Valla ben adrenalin seviyorum. Belki de bu yüzden bu kadar ekstrem
sporlar yapıyorum. Paraşütle atlıyorum, akla gelmeyecek şeyler. Ama
tabii kavga, dövüş, birbirini hırpalamak bunlar başka. Bizim ilişkimizde
bu tür şeyler yaşandı. Anlatamayacağım ölçüde bir kıskançlık, kimseyle
paylaşamama, her şeye tepki gösterme, şüphelenme. Erkekler beni galiba
Tuğba Özay olarak görüyor ve kafalarında büyütüyor. Sonra da şöyle bir
korkuya kapılıyorlar: "Ya kaybedersem ya çekip giderse ya beni bırakırsa..."
Ama kızamıyorum da. Babam bile benle dışarı çıktığında illallah diyor,
meşhurluk böyle bir şey, herkes fotoğraf çektirmek istiyor, imza alıyor,
yemek bile yiyemiyoruz doğru düzgün. Babam dahi rahatsız olurken, beraber
olduğum erkeğin bunu hazmedebilmesi çok daha zor tabii...
E peki sonra ne oldu?
- Ben ayrılmak isteyince kıyamet koptu. Koca adam larıma kapandı, bir
şans daha ver, düzeleceğim. Psikoloğa gideceğini söyledi. Gitti de.
Üç gün düzeldi, dördüncü gün yine aynı şeyler başladı. Gittiğim organizasyonlara
sürpriz yapıp geliyordu ve mutlaka bir arıza çıkarıyordu. Tamam belki
aşırı sevginin sonuçları. Ama ben artık nefes alamaz hale gelmiştim.
Bir de kendine güvensizliği, ona duyduğum saygıyı azalttı.
Başınıza bir şey gelecek diye korktunuz mu hiç?
- Evet korktum. Ona da söyledim zaten. Böyle devam ederse sonumuz ya
mezar ya cezaevi. Birlikteyken her şey mükemmel ama 5 dakika ayrı kalınca
bambaşka biri oluyordu. Derken hepimizin bildiği o saçmasapan olayın
içinde bulduk kendimizi. İzmir'deyim, ben çıkmıyorum, telefonla yardımcımı
taciz edip duruyor, tehditler savuruyor, küfürler ediyor. O arada yardımcım
araba istemek için bir büyüğünü arıyor, ben de telefonu alıp, "Ya abi
şu Akın'la ailemden biriymiş gibi konuşsana, abuk sabuk şeyler yapıyor,
beni rahatsız ediyor" dedim. Budur yani yaptığım. O esnada yanında operasyon
kapsamında biri varmış, o da benim ricamı Akın'a iletmiş.
Azmettirme hikayesi bu yani...
- Evet. Ama azmettirmek filan değil. Ne alakası var. Sonra silahlar
patladı. Ben de kendimi cezaevinde buldum, 6 ay...
Magazin tarihine mafya ile aşk yaşayan kadın olarak geçtiniz...
- Evet öyle oldu. Ben ne ilkim ne de sonuncusu olacağım. Ama hiç değilse
benimle gönül eğlendirmiyorlar, bana aşık oluyorlar. Zaten Akın da mafya
değil. Sadece gücü seviyor. Belki daha önceki beraberliğimden dolayı
böyle anılıyorumdur...
Doğru Kürşat Yılmaz ile de 2 yıl birlikte oldunuz. Mafya ile aşk yaşamanın
nesi farklı? Bu adamlar daha mı iyi nedir?
- Hiçbir şeyleri farklı değil. Sadece güç onlar için fevkalade önemli.
Erkek erkeğe iken bile. Güçlerini göstermeye bayılıyorlar. Bütün erkekler
öyle gerçi. Ama onlar güce daha fazla inanıyorlar.
Eeee kadınlar da gücü sever...
- Doğru sever. Ben mesela bir erkeğin pasif olmasına tahammül edemem.
Benim erkek idolüm babam. Korkusuz, cesurdur, kimseye boyun eğmez. Bir
yere mi girdi? Tanımasalar bile mutlaka dönüp bakarlar. Sebebi yok.
Baktırır. Duruşu, oturuşu faklıdır. Bunlar tamamen insanın içinden gelen
şeyler. Adamın naturası böyle. Kimseye boyun eğmeyen bir kadın olarak
tabii ki ben de kimseye eyvallahı olmayan adamları seveceğim.
Hayatınızın en büyük aşkı mıydı Akın?
- Yok canım. 5 ay sürdü. Ama sevdim. Kürşat'tan ayrılalı epey olmuştu,
o ilişkide de çok yara almıştım. Duygusal bir boşluk yaşıyordum. Bir
akşam bana dedi ki, "Senin haberin yok ama ben sana aşığım. Annemle
babamın elini öptürmek, seninle evlenmek istiyorum." E benim de hoşuma
gitti tabii. Önceleri her şey iyiydi. Sonra adamda saplantı oldum. Psikolojisi
değişti. Her şeye karışmaya başladı. ımdan tut sevdiğim erkek köpeğe
kadar. Tuvalette neden 3 değil de, 5 dakika kalmışım, 3 dakika yetermiş.
Telefonumu kurcalamalar filan. O derece. Belki de bu olay böyle yaşanmasa,
başıma çok daha kötü bir şey gelecekti...
Kitabınızda kadınların arızalı adamlarla birlikte olmaktan hoşlandığını
söylüyorsunuz. Sizin ruhunuzda da arızalı bir yan mı var yoksa?
- Valla ben adrenalin seviyorum. Belki de bu yüzden bu kadar ekstrem
sporlar yapıyorum. Paraşütle atlıyorum, akla gelmeyecek şeyler. Ama
tabii kavga, dövüş, birbirini hırpalamak bunlar başka. Bizim ilişkimizde
bu tür şeyler yaşandı. Anlatamayacağım ölçüde bir kıskançlık, kimseyle
paylaşamama, her şeye tepki gösterme, şüphelenme. Erkekler beni galiba
Tuğba Özay olarak görüyor ve kafalarında büyütüyor. Sonra da şöyle bir
korkuya kapılıyorlar: "Ya kaybedersem ya çekip giderse ya beni bırakırsa..."
Ama kızamıyorum da. Babam bile benle dışarı çıktığında illallah diyor,
meşhurluk böyle bir şey, herkes fotoğraf çektirmek istiyor, imza alıyor,
yemek bile yiyemiyoruz doğru düzgün. Babam dahi rahatsız olurken, beraber
olduğum erkeğin bunu hazmedebilmesi çok daha zor tabii...
E peki sonra ne oldu?
- Ben ayrılmak isteyince kıyamet koptu. Koca adam larıma kapandı, bir
şans daha ver, düzeleceğim. Psikoloğa gideceğini söyledi. Gitti de.
Üç gün düzeldi, dördüncü gün yine aynı şeyler başladı. Gittiğim organizasyonlara
sürpriz yapıp geliyordu ve mutlaka bir arıza çıkarıyordu. Tamam belki
aşırı sevginin sonuçları. Ama ben artık nefes alamaz hale gelmiştim.
Bir de kendine güvensizliği, ona duyduğum saygıyı azalttı.
Başınıza bir şey gelecek diye korktunuz mu hiç?
- Evet korktum. Ona da söyledim zaten. Böyle devam ederse sonumuz ya
mezar ya cezaevi. Birlikteyken her şey mükemmel ama 5 dakika ayrı kalınca
bambaşka biri oluyordu. Derken hepimizin bildiği o saçmasapan olayın
içinde bulduk kendimizi. İzmir'deyim, ben çıkmıyorum, telefonla yardımcımı
taciz edip duruyor, tehditler savuruyor, küfürler ediyor. O arada yardımcım
araba istemek için bir büyüğünü arıyor, ben de telefonu alıp, "Ya abi
şu Akın'la ailemden biriymiş gibi konuşsana, abuk sabuk şeyler yapıyor,
beni rahatsız ediyor" dedim. Budur yani yaptığım. O esnada yanında operasyon
kapsamında biri varmış, o da benim ricamı Akın'a iletmiş.
Azmettirme hikayesi bu yani...
- Evet. Ama azmettirmek filan değil. Ne alakası var. Sonra silahlar
patladı. Ben de kendimi cezaevinde buldum, 6 ay...
HER ŞEYİN BİR BEDELİ VAR
YILDIZLARIN ALTINDA BANYO
Cezaevine girince ilk tepkiniz: a) Kendim ettim kendim buldum b) Bu
da geçer c) Oyuna geldim d) Kader e) Şok
- e) Şok. Tarifsiz bir şaşkınlık hali. Donmuş gibiydim. Mahkemeye giderken
polisler bana güç vermeye çalışıyordu: "Bütün basın orada olacak, başın
dik olsun!" diye. Bense olan biteni her şeyi sanki bir başkası yaşıyormuş
gibi izliyordum. Ağzımdan zar zor birkaç kelime çıktı. Sonra gecenin
karanlığında cezaevinin kapısı ardımdan kapandı, dış dünyayla bütün
ilişkim kesildi. Polis beni askere teslim ederken sarıldık, ağlaştık.
O kadar kendimde değilim ki beni teslim alan askere, "Valla billaha
ben bir şey yapmadım, suçsuzum!" dedim. Ve birden kendimi hiç bilmediğim
bir hayatın içinde buldum, hayatım boyunca bir araya gelemeyeceğim insanlarla
aynı ortamı paylaştım...
İçerideki herkes haksızlığa mı uğramış?
- Hayır ama gerçekten suçsuz yere yatanlar da var. Suçsuzluklarının
anlaşılması için mahkemeye çıkmaları gerekiyor. İlk mahkemeye çıkana
kadar 8 ay geçiyor. Beni en çok etkileyen çocuklar oldu. Orada anneleriyle
yaşam mücadelesi veriyorlar. Çok yazık. Allah kimseyi düşürmesin. Hani
"Cezaevi insanı ya ıslah eder ya timsah eder!" derler ya, doğru. İnsan
oradan çok öfkeli de çıkabilir, hayattan intikam almak isteyebilir...
Nereye koydular sizi?
- Yabancılar koğuşuna. Güvenliğim açısından böylesini daha uygun buldular.
Bir sürü Bulgar, Azeri, Rus, Taylandlı, Filipinli, İngiliz, Amerikalı,
Özbek, Etiyopyalı ve Kenyalı kadınlarla kaldım. Birleşmiş Milletler
gibiydik. Ben Türkiye'yi temsil ediyordum.
Ne tür suçlar?..
- Sahte kimlik, uyuşturucu. Aklına ne gelirse. Çok kültürlü insanlar
da vardı bizim koğuşta. Zamanla hepimiz birbirimize alıştık. Çok güzel
arkadaşlıklar kurduk.
Hayatınızda dizi filmler dışında hapishane görmediniz. Koğuşa girdiniz.
Eeee?
- Herkes sıraya dizilmiş beni bekliyor, ben farkında değilim ama gayet
sakin "Geçmiş olsun" demişim, tek tek sigara ikram etmişim. Bana 5 tane
sakinleştirici yaptıkları için ben anımsamıyorum bunları. Bir de "Televizyonu
açar mısınız?" demişim.
Yanınızda bavulunuz var mıydı?
- Yok ya ne bavulu, bir poşetle girdim! Beni cezaevine göndereceni bilmiyordum
ki. Kimin elime tutuşturduğunu hatırlamıyorum ama o poşetin içinde eşofman,
iç ı ve 10 paket sigara vardı. Tuhaf olanı da şu: Ben sigara kullanmıyordum.
İçimden "Demek burada en iyi ım bu olacak!" dedim. Oldu. Çıktım şimdi
yine kullanmıyorum. Ama orada fosur fosur içtim.
İçeride en çok yaptığınız şey...
- İnsan hikayelerini dinlemek, gözlemlemek, hayatı nasıl katlanabilir
hale getireceğimi düşünmek ve başımdan geçenleri kağıda dökmek. Önce
"Benim burada olmamam lazım, benim ne işim var" deyip duruyordum. Bir
türlü kabullenemiyordum. Bizim kaldığımız koğuş izole bir yerdi, sadece
diğer balkonların en üst katlarını görebiliyorduk, o da belli bir açıdan,
işte o pencerelerden bir gün bir sürü kadın mahkûm "Tuğba, Tuğba" diye
tezahürat yapmaya başladı. O zaman üzerime bir direnme gücü geldi. Sonra
hücre gibi bir yer vardı, onun üst tarafında da bir pencere, Türk mahkûmlar
ellerini uzatıp bana dokunmaya çalışıyorlardı. Yabancı mahkûmlar da
beni larımdan havaya kaldırıp yükseltiyorlardı ki, onlara dokunabileyim.
İşte ondan sonra yılmamaya, pes etye karar verdim.
Kitapta eğlenceli yerler de var... Avluda güneşleniyorsunuz, banyo yapıyorsunuz...
- Bizim avlu 15 adımlık çok yüksek duvarları olan, hiçbir yeri görmeyen,
dikdörtgen bir alandı. Bulut geçerse bulut, uçak geçerse uçak, kuş geçerse
kuş görüyorsun ve tabii cezaevinin tel örgülerini. Baktım bizim kızlardan
şilte atıp güneşlenen var, ben de yaptım. Ama bir süre sonra tepede
helikopterler dolaşmaya başlayınca vazgeçtik, kendimizi spora verdik.
Yıldızların altında banyo...
- Voleybol oynarken ayağım kırıldı. Hayat çok zorlaştı. Akrobatlık yapmak
gerekiyordu. Banyo da sorun oluyordu, görevlilerden izin aldık, hepimiz
avluda yıkandık. Orayı kadınlar hamamına çevirdik...
Oradaki kadınların ortak bir özelliği var mı?
- Var. Çoğunluk erkekler yüzünden içeri girmiş durumda. Orada o kadar
hikaye dinledim ki, suç nedir filan diye düşünmeye başladım, hiçbir
şeyin göründüğü gibi olmadığını anladım. Tamam girmiş cezaevine ama
neden girmiş, hangi şartlar onu o suçu işlemeye itmiş. Aslında kadın
bir erkek kadar kolay hoyratlık yapabilecek bir varlık değil. Daha şefkatli,
daha dikkatli, daha duyarlı. Öyle salak bir sebeple hayatını karanlığa
sürükleyecek kadar akılsız değil. Ama işin içine aşk girince akılları
duruyor. Bir adam uğruna her şeyi yapıyor. Oysa erken içeri düşme gerekçesi
genelikle para, hayat şartları, sonra namus. Çok hikaye var. Bir kısmını
kitaba koydum.
Sizi en çok etkileyen hikaye...
- Bir kadın vardı, 5 senedir içeride. Bir gün eve erken geliyor, bir
bakıyor ki kocası kardeşi ile ta. Kendini onun yerine koy, n'aparsın?
O cinnet geçirip adamı öldürüyor. Bir de tabii pipisini kesiyor, o hırsla
adamın ağzına koyuyor. Kadın içeride. Adam mezarda. Kız kardeşe ne olmuş
bilmiyoruz...
Başka?
- Bir de hayatın acımasızlığından dolayı cinnet geçirip çocuğunu öldüren
vardı. Evet hiçbir şekilde affedilemez ama anımsamıyor ki yaptığını.
Belki de kadın ruhsal olarak hasta. Biz onu canavar olarak adlandırıyoruz.
Babasının üne uğrayanlar, cüsünü öldürenler... Her türlü insanla karşılaştım.
İçeride sizi ta tutan neydi?
- Hayat her yerde devam ediyor. Önce şoka giriyorsun ama sonra fark
ettiğinde diyorsun ki: Düşmana inat bir gün daha yaşamalısın!