Ebru Şallı Tan, biricik oğlu Beren'i
yere göğe sığdıramıyor. Ebru Şallı, yaşadıklarını ve bir gününü
anlattı.
<B>Ebru Şallı Tan, biricik oğlu Beren’i yere göğe sığdıramıyor.
Oğlunun her şeyiyle kendisi ilgileniyor. Onun için yemek kitabı
bile yazdı. Güzel yüzlü bebeğini, ’Berom’ diye seviyor. Hello! dergisi,
Tan ve oğlunun Bebek Parkı’nda geçen bir gününü sayfalarına taşıdı.</B>
<B> Beren şimdi kaç yaşında. Doğum günü ne zamandı?</B>
- Beren üç yaşında oldu. 6 Mart doğum günüydü.
<B> Beren doğduktan sonra hayatınızda neler değişti?</B>
- Beren doğduktan sonra hayatım çok değişti. Çocukları eskiden de
çok severdim ama anne olduktan sonra başka bir gözle bakıyorsunuz.
Hepsinin daima gülmesini ve mutlu olmasını istiyorum, ağlamalarına
dayanamıyorum. Anne olmadan önce de sorumluklarıma önem veren biriydim
ama şimdi attığım her adımı üç-beş kere düşünüyorum.
<B> Beren’e nasıl bakıyorsunuz?</B>
- Beren’in her şeyiyle ilgilenmek istiyorum ve çalışan bir anne
olarak elimden geleni de yapıyorum. Onu çok seviyorum onun için
her şeyi yapabilirim..
<B> Birlikte neler paylaşıyorsunuz?</B>
- Her şeyi... Ona her şeyi öğretmeye çalışıyorum. Beraber markete
gideriz. İki yaşında değildi tiyatroyla tanıştı, çok da sevdi. Sinemaya
gitmeye de başladı. Beraber bazen mutfağa girer kek yaparız.
<B> Hem annelik hem iş, TV, modellik... Nasıl programlıyorsunuz
kendinizi?</B>
- Her çalışan anne gibi ben de bunu başarmaya çabalıyorum ama tabii
ki kolay olmuyor. Zaten hayatta ne kolay ki?. Bazı markaların tanıtım
kampanyalarını yapıyorum, yani modelliğe devam ediyorum onun dışında
yemek programı var. Beren için hazırladığım yemeklerin tariflerini
kitap olarak hazırladım. Tefal Kids olarak ’Beren’in Yemekleri’
kitabı Anneler Günü’nde çıkmış olacak. Çok keyifli ve güzel bir
kitap oldu, anneler bu kitaba bayılacak. Kendimi öyle bir programlıyorum
ki zamanla yarışıyorum ama inanın ne sporumdan ne işimden ne de
Berom’dan ödün vermiyorum. Bence kadın kariyer de yapar çocuk da.
<B>’CANIM OĞLUM BABAN GİBİ BİR ERKEK OL’</B>
<B> Onun için nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz?</B>
- Onun için tabii ki güzel hayallerim var. Öncelikle spor yapmasını
çok isterim. Babası gibi profesyonel olarak tenisle ilgilensin.
Bizim gibi mülayim, sakin, huzurlu, çalışkan, zararsız, iyi hırslara
sahip biri olmasını isterim.
<B> Kendi annenizle nasıl kutlarsınız Anneler Günü’nü? Torunu doğduktan
sonra ’pabucunuz dama atıldı’ mı?</B>
- Kesinlikle annem Beren doğduktan sonra hepimizin pabucunu dama
çoktan attı... İkisinin arasında muhteşem bir bağ var... Annemle
de beraber olup ailece yemek yeriz, güzelce kutlarız.
<B> Anneler Günü ile ilgili bir anınız var mı?</B>
- Ben küçükken bu kadar fazla alışveriş merkezi yoktu ve hafta sonları
her yer kapalıydı. İlkokula gidiyordum ve hafta içi annem için düşündüğüm
hediyeyi alamamıştım. Annem tabii ki de üzülmemişti ama ben çok
üzülmüştüm.
<B> Bir kez daha anne olmayı düşünüyor musunuz?</B>
- Bana göre çocuk doğurmak anneliğin yüzde biri bile olamaz, önemli
olan doğurduktan sonra ona her türlü yetebilmektir, bakabilmektir
yani gerçek bir anne olmaktır. Harun’la beraber zaman zaman düşünüyoruz
ama henüz değil. Beren’in biraz daha tadını çıkarıp onu yaşamak
istiyorum. İleride neden olmasın?
<B> Bu Anneler Günü için Beren’e seslenmenizi istesek ne yazardınız?</B>
- Berom aşkım, her şeyim, seni çok ama çok seviyorum. Sen bir aşk
bebeğisin.... Bunu zamanla öyle iyi anlayacaksın ki, çok mutlu olacaksın.
Babanı çok ama çok seviyorum. O olmasaydı sen olmayacaktın çünkü...
İkiniz de iyi ki varsınız. Büyüdüğünde baban gibi bir baba ve öyle
romantik bir erkek olmanı çok istiyorum. İyi ki doğdun kuzum benim...
Kuzu Berooo...
<B>Son Osmanlı sultanı</B>
Ebru Şallı, geçtiğimiz günlerde Osmanlı giyim uzmanı Nursen Yüzak’ın
Nelson için hazırladığı "Denizin Sultanları" ksiyonunun tanıtımı
için objektif karşısına geçti. Şallı, Hürrem, Nurbanu, Safiye, Kösem,
Turhan, Gülnur ve Nakşidil Sultan’dan esinlenilerek hazırlanan ksiyonla
ilgili şunları söyledi: "Çekim hazırlıkları için aylar öncesinden
çalışmaya başladık. Çünkü yedi farklı kadın ve karakter vardı. Aldığımız
sonuç, tüm bu yorgunluğa değdi."
****************************************************************
MAGAZİN YAZILARI
yıkama mevzuu
Evlilikte erkek egliğinin bir simgesi
sayılıyor epeydir, kadının, kocasının larını yıkaması.
Neredeyse her kadına bu soruluyor...
"Kocanızın ayağını yıkar mısınız?" Kadının verdiği cevaptan evdeki
denge durumu anlaşılıyor zahir.
Peki anlaşılır mı hakikaten?
Misal, Çemişkezek’teki iki kumalı, oniki çocuklu kadın, ayağını
yıkamıyorsa kocasının... Hani bir o eksikse...
Şöyle söyleyeyim, mesela fincan yere düşmüş tuzla buz olmuş, lakin
kulbu sapsağlam duruyor. Sevinecek miyiz yani?
*
Fakat benim esas anlamadığım, Ebru Şallı gibi bir kadına neden sorulur
kocasının larını yıkayıp yıkamadığı?
Duruşu, sosyal konumu itibarıyla "Bu kadın kocasının larını yıkıyor
mudur acaba?" şüphesi bir an olsun insanın içine düşmezken...
Herhalde başlığa çıkacak bir enteresanlık arandı.
Nitekim o da soranı boş çevirmemiş "Yıkarım" demiş.
Sabah akşam bu işe kalkıştığından değil elbet.
Hem Harun Tan’ın bile kendi larını yıkadığına ihtimal vermiyorum
ki kalkıp karısına yıkattırsın bir de.
Hangimiz larımızı leğene sokup yıkıyoruz kuzum?
24 saat sıcak suyun aktığı evlerde yaşıyoruz. Duş almadan sokağa
çıkmıyor, yatağa girmiyoruz. (Ebru Şallı’yla Harun Tan’ın da dahil
olduğu renkteki Türklerden bahsediyorum elbet.)
İlaveten neden leğene sokup yıkayalım larımızı?
Ayrıca, kimin evinde leğen kaldı?
Vileda kovasına sokacak halimiz yok!
Hangi devirdeyiz lar?
*
Fakat icap ettiğinde bütün kadınlar kocalarının, bütün kocalar da
karılarının ayağını yıkamalıdır.
Normali budur.
20 senelik kocanız ameliyat olmuş mesela... Uzun süreli bir banyo
yasağı var... Yıkamaz mısınız ayağını?
Hatta tırnağını kesmez misiniz?
Ha, "Allah’ım bir vesile ihsan eyle de şu kocamın larını yıkayayım"
denmez elbet ama yıkanır.
Evlilik biraz da budur.
Dayanışmadır.
Hani ne derler... "İyi günde, kötü günde."
Yoksa gezip eğlenilecek, s*vişilecek çok adam var sokakta.
Bazı durumlar "insanlık" icabıdır.
Özetle, "Kocanızın ayağını yıkar mısınız?" sorusunun cevabıyla o
kadın ve kocası hakkında bir fikir sahibi olamazsınız. Ya da olursunuz
da doğru olmaz.
Mesela şimdi Ebru Şallı kocasına "kul ", kocası da "kodu mu oturtan"
biri midir?
Hiç sanmıyorum.
"Hiçbir şartta kocamın/karımın ayağını yıkamam" diyen, vicdansızın
tekidir bana göre. Karşı taraf ilk tökezlediğinde toz olacak demektir.
*
Bir de "dört duvar arası" durumu var.
"Dört duvar arası" öyle bir yer ki orada erkekle kadının büründüğü
haller hiçbir şey için ölçü olamaz.
Orada neredeyse herkes "Gündüz insan, gece kurt" misali.
Daha bu yaz pek romantik bildiğimiz biri nasıl şaşırttı bizi, unuttunuz
mu?
Diyeceğim yıkama, yıkattırma çok hafif kalabilir.
Fakat sırf hizmetkár olarak gördüğü için ayağını yıkatan nice kendini
bilmez vardır elbet.
Onlar "görünen köy"dür zaten.
Ve yapacak bir şey yoktur.
Tekamül etmelerini beklemekten başka...
MIŞ MUŞ
Baykal "Sağ bize geliyor" demiş.İyi. Siz "sağ" biz selamet.
Türkiye’de üç kişiden biri hastaymış.Öteki ikisi de ya futbol hastası,
ya komşunun kızına hasta.
Cep telefonu kullanımı erkeklerde kısırlık yapıyormuş."Cep"le bir
doğum kontrolü yapılamıyordu, o da oldu.
Okullar "vahşi batı" gibiymiş.Olsun! Batının iyisi kötüsü olmaz!