Ana sayfa  Annelik  Elsanatları  Haberler  Magazin Dünya  Magazin Türkiye

Moda  Ressamlar  Seramik Tiyatro Sinema  Yazılar  Yemekler

 

 

ebru şallı tan resimleri güzellik sırları selülit savar biyografi

Ebru Şallı Tan

 

Ebru Şallı Sarayda Poz Verdi

Payitaht’tan taşraya Osmanlı coğrafyası

Osmanlı coğrafyasının genişliği, yaygınlığı konusunda bölük pörçük rakamlar, bilgiler belleğimizde dağınık biçimde varolmuştur. Ama bunların hangi kıtalarda hangi kentleri, hangi idari birimleri kapsadığı konusu, toplu biçimde Necdet Sakaoğlu’nun 20. Yüzyıl Başında Osmanlı Coğrafyası kitabında sergileniyor.
Bugün başka ülkelerin sınırları içinde yer alan bu topraklar nereleriydi?

Bu coğrafyayı öğrendikten sonra, toprak kayıplarını, küçülme sürecini daha iyi anlayabiliriz.
Sakaoğlu, Önsöz’de; kitabın özelliğini tanıtıcı bilgiler vermektedir: "2007-2008 yılları. Osmanlı Devleti’nin çözülmesinden; üç kıtadaki yorgun eglikten ulusal sınırlara ve cumhuriyete yöneliş sürecine girilmezden önceki coğrafya tablosunun yüzüncü yıldönümüdür. Günümüzden bir asır geriye bakıldığında manzara; otuz yıllık anayasası askıya alınarak monarşiyle yönetilen ’Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’; sınırında üç kıtadan ülkelerin yer aldığı ’Memalik-i Şahane’ denen ülkeler ve uluslar topluluğudur.

İstanbul saray ve konaklarında şehzadeleri, sultanleri, paşazade ve beyzadeleri doğuran cariyeler çoğunca Bosnalı, Kafkasyalı ailelerden devşirilmiş lerdi. Harem dairelerini bekleyen hadım zencilerle arap bacıları ise Mısır valileri, Sudan’dan devşirip gönderiyorlardı.

Yakın zamanlar dünya tarihinde, gündelik hayat, kültür, ticaret, eğitim etkileşimlerine hoşgörüyle bakan ülkeleri ve ulusları, geniş bir coğrafyada tek yönetim altında tutarak 20. yüzyılın başına kadar taşıyan Osmanlı Devleti’nden başka ikinci bir devlet yapısı gösterilemez. Batılılar bu olguya ’Pax Ottoman’ (Osmanlı Barışı) demekte haklıdırlar.

(..)

Fiziki coğrafya, siyasi rejimlere bağlı olarak değişkenlik göstermese de, bir zamanlar Osmanlı bayrağı altında kalmış her yörenin, o dünyadan aldığı esintilerle oluşmuş ayrı bir atmosferi elbette vardır. Osmanlılık, Doğu Avrupa’dan Arabistan’ın güneybatı ucundaki Y, Afrika’daki Fizan ve Sudan diyarlarına kadar geniş topraklara çok şeyler katmış, buralarda nice izler, eserler bırakmıştır.

Bu bakışla kaleme alınan kitap, kütüphanelerdeki Osmanlı tarihlerinin yanında bulunması gerekli bir başvuru kaynağı olarak hazırlanmıştır. Osmanlı coğrafyasına ilişkin genel bilgiler verildikten sonra her vilayet ve müstakil mutasarrıflık için ’Sınırlar ve Sayılar’, ’Doğal Durum’, ’ulaşım’, ’Yönetsel Yapı’, ’Tarım, Sanayi, Ticaret’ başlıkları açılmıştır. Coğrafya dilinde genellikle hüküm ve geniş zaman kipleri kullanıldığından bu kurala uyulmuş; okuyanların, kendilerini 1907-1908 Osmanlı dünyasında bulabilecekleri bir anlatı; o yılların görüntülerini yansıtan haritalar ve resimler seçilmiştir."

Kitap, yedi bölümden oluşuyor:

Yüzölçümü, Nüfus ve Toplum, Üç Kıtadaki Topraklar ve Yönetim, Payitaht İstanbul, Osmanlı Avrupası: Avrupa Kıtası’ndaki Viláyetler, Osmanlı Asyası: Anadolu’daki Viláyetler ve Sancaklar, Osmanlı Asyası: Arabistan Yarımadasındaki Viláyet ve Sancaklar, Osmanlı Afrikası.

Genel bilgileri, Payitaht İstanbul bölümü izliyor.

Başkent İstanbul’un gerek coğrafi, gerek idari açıdan önemini belirtmeye gerek yok, sultanlar bile, yabancı hükümdarlara gönderilen mektuplarda; ’Sultanü’l-Berreyn ve Hakanü’l Bahreyn (İki kıtanın sultanı, iki denizin hakanı) unvanını koymayı ihmal etmemişlerdir.

Sanırım bugün bile İstanbul’un başta gelen sorunlarından biri olan ulaşım bölümünde yazılanlar ilginizi çekecektir.

Osmanlı’nın coğrafyası, bize tarih konusundaki çalışmalarımızda eşlik edecek önemli bir kaynak kitap.

(20. Yüzyıl Başında Osmanlı Coğrafyası, Necdet Sakaoğlu, Denizbank)

KİTAPTAN

Payitaht’ta ulaşım

İstanbul’un en işlek ulaşım yolu kuşkusuz Boğaziçi’dir. Bu doğal su kanalı, yalnız İstanbul’un değil dünyanın da deniz trafiğine en fazla olanak tanıyan geçididir. Kentin, Nefs-i İstanbul, Eyüp, Galata, Haliç, Boğaziçi, Üsküdar, Kadıköy, Adalar, Bakırköy yöreleri nüfus yoğunluklu büyük semtler olageldiğinden, bu bölgeler arasında genellikle deniz ulaşımına ağırlık vermiştir. Suyolu ulaşımının en işlek olduğu yerler, Boğaziçi ve Haliç’tir. Buralarda, sandallar, pazar kayıkları, dolmuş kayıkları, at kayıkları, mavnalar... yüzlercedir. Ana iskeleleri Galata Köprüsü olmak üzere yolcu vapurları da İstanbul’la Boğaziçi, Adalar ve Marmara iskeleleri arasında yolcu ve eşya taşır. Bu vapurları çalıştıran kuruluşlar, Halic-i Dersaadef Şirketi, Şirket-i Hayriye İdare-i Mahsusa’dır.

Kent içindeki şoseler ve "kár-ı kadim" (klasik) kaldırımlar sökülerek Avrupa kentlerinde olduğu üzere parke kaldırımlar döşenmekte; caddeler genişletilirken yeni yollar da açılmaktadır. Şehremaneti, yol işlerine koşut olarak güzergáhların temizlenip bmesini de sürdürmektedir. Kent içi taşıma ücretlerinin giderek düşürülmesi, yeni tramvay hatlarının açılması, atlı araba sayısının gün geçtikçe çoğalması sonucu, ana caddelerde ve meydanlarda tıkanmalar olmaktadır. Belediyenin başlıca sorunu yük ve yolcu taşıma araçlarının bellibaşlı noktalarda oluşturduğu yığılmalardır.

KADIN SULTANLARIN GÖRKEMLİ VE TRAJİK ÖYKÜLERİ

İmparatorluğun tarihinde ’Kadın Sultanlar’ın etkisi, sultanı yönlendirmedeki rolleri küçümsenmeyecek önemde ve derecededir.

Saraya birçok vesilelerle gelen kadınların hayatı nasıldır? Kaçı saray hiyerarşisinde bir mertebeye ulaşmış, kaçı gözyaşı dökerek ömrünü tüketmiş, kaçı ikbal’den sonra idbar’a uğramıştır.

Necdet Sakaoğlu’nun Osmanoğulları’nın Ünlü Kadın Sultanları, bir imparatorluğun tarihini kadınlar açısından inceliyor.

Önsöz’deki bazı bilgileri yazıma aldım. Sanırım buradaki sayılar, olaylar bile görkemle trajedinin sarmal biçimde varolduğunu ispatlamaya yeter.

Size bu yazıdan iki rakam verdiğimde, oranı net biçimde anlayabilirsiniz.

622 yıllık hanedan tarihinde, valide sultanlık payesiyle oğullarının saltanatını görenlerin sayısı ancak yirmiyi bulmuş.

Önsöz, bütün bu dünyayı anlamamızda rehberlik görevini taşımaktadır:

"622 yıllık hanedan tarihinde, cariye () olarak saray kapılarından giren binlercesi arasından acaba kaçı, haseki, kadın, ikbál unvanlarıyla padişahların harem kadrolarında yer alabilmiştir?.. Bunlar arasından, Nûrubánû’dan Şevkefzá’ya kadar, valide sultanlık payesiyle oğullarının saltanatını görenlerin sayısı ancak yirmiyi bulur ki, aralarında, iki oğlunun padişahlığında valide sultanlık, torununun ilk saltanat yıllarında büyük valide sultanlık ettikten sonra, perde ipiyle boğulup kulaklarından küpeleri kopartılan Kösem Mahpeyker; saraylılar kapatıldığı için Gözyaşı Sarayı da denen Eski Saray’da ömür tüketen IV. Mustafa’nın annesi Áişe Sineperver gibi bahtsızlar da vardır.

Padişahları güzellikleriyle büyüleyen, sevgilerini, isteklerini anlatmak için mektuplar kaleme alan; ’Ey sabá, Sultanıma zár ü perişan deyesin / Gül yüzünsüz işi bülbül gibi perişan diyesin’ dizeleriyle Kanuni Süleyman’a aşkını açıklayan Hurrem Sultan gibi hasekiler; Ruhşah adlı kadınına, padişahlığını unutup, ’Teşrifinle kulunu ihya eyle!, Ruhşahım, Hamid’in sana kurban olsun!’ cümlelerini içeren pusulalar yazan I. Abdülhamid gibi padişahlar da yok değildir. Bu samimi ifadeler, tarihi yapanların da duygu tutsağı olabildiklerini kanıtlayan pek çok örnekten biridir."

Bu kadın sultanlardan, birçok tarihçi popüler tarihi romanlar yazmışlardır.

Kadın Sultanlar’ın yaşadıkları veya saray içinde yaptıkları birtakım olaylar, kurdukları planlar, zaman zaman bir polisiye roman gibidir, zaman zaman da Osmanlı’da iktidar bağlamında kadın-erkek ilişkisini gösterir. Zira koltuğun, saltanatın insandaki etkisinin en güzel görüleceği yer saray kadınlarının yaşantıları olacaktır.

Kitap, Mal Hatun’dan Nilüfer Hatun’a, Mahpeyker Kösem Sultan’dan Dürrişehvar Sultan’a kadar toplam 47 kadının yaşamını, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun en önemli kadınlarını anlatıyor.

(Osmanoğulları’nın Ünlü Kadın Sultanları, Necdet Sakaoğlu)

grafiksaati.org[at]gmail.com  |  gizlilik politikası